|
Ey âdemoğulları! Size (şeytanın açmak
istediği ) çirkin yerlerinizi örtecek bir libas indirdik. Takva libası ise o
daha hayırlıdır.” (Araf 26)
İnsanoğlunun temel ihtiyaçlarından
biri de elbisedir (libas). Yeryüzünün en şerefli yaratığı olan insan en güzel
şekilde örtünmeli ve giyinmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Allah nimetini
kulunun üzerinde görmeyi sever.” buyurmuştur.
Sosyolojik ve psikolojik açıdan da giyinme
önemlidir. Kılık ve kıyafetler insanoğlunun içtimai statüsünü de tayin eder. Bu
konuda ciddi mücadeleler verilmiştir. Kısaca kıyafeti tarif edecek olursak;
-Bir şeyin dışarıdan görünüşü, dış kısmı,
bir kimsenin giydiklerinin tamamı, şekil, suret demektir.
Libas ise giyilecek şey, elbise, iç
ve dış giysiler anlamına gelir.
Tesettür, kapanıp gizlenme, örtünme
manasındadır.
Fıkhî tarifi ise, kadınların ve erkeklerin
başkalarına haram olan yerlerinin gösterilmemesidir.
Rasulullah (s.a.v.) zamanında kadın
giysileri:
1. Hımar: Başörtüsü
2. Dır-ı: Entari
3. İzar: Etek (erkekler de giymiştir)
4. Sirval: Şalvar (kadınlar için olanı)
5. Mırt: Dış elbise
6. Cilbab: Baştan aşağı örten çarşaf,
ferace, şar gibi dış elbisenin adıdır.
Günümüze kadar tesettür konusu çok
tartışmalara neden olmuş ise de inanan insanlar Kur’an ve sünnete tabi olmuştur,
güçleri nisbetinde tesettüre riayet etmişlerdir.
18.-19. asırlarda müslümanlar her
konuda olduğu gibi kılık ve kıyafet konusunda da maalesef modernite denilen
hastalığa tutulmuştur. Toplumun bir kesimi bilhassa erkekler Avrupaî giysiler,
konuşmalar yeni tarzlar tercih etmişlerdir. Ardından hanımlar batılı tarzda
giyinmeyi tercih etmişler.
Tanzimat’ta başlayan batılılaşma cereyanı
kılık kıyafette de kendisini hissettirmiş. Şehir merkezinde yaşayan beyler
feslerini, sarıklarını, şalvarlarını çıkartıp batılı dostlarını taklit ederek
onlar gibi ceket, pantolon, gömlek ve kravat giyinmeye başlamışlardır.
Başlarında fötr şapka veya diğer şapka çeşitlerini kullanır olmuşlar,
kendilerine de modern, aydın gençler imajını vermişlerdir. Kendileri gibi
olmayanları da yobaz, gerici, çağdışı veya ilerlemeye engel çıkartanlar olarak
nitelemişlerdir. Oysa ki İslam, özel bir elbiseyi farz kılmamıştır, örtünmeyi ve
tesettürü emretmiştir, farz kılmıştır. Bu konuda Peygamber efendimiz (s.a.v.)’
in pek çok hadis-i şerifleri vardır.
Her işin hayırlısı vasat olanıdır. Kıyafet
seçiminde de bu böyledir. Gösterişli insana kibir ve gurur verici giysilerden
sakınılmalıdır. Müslümanın şahsında İslam’ı küçük düşürücü, eski-püskü, pejmurde
giysilerden kaçınılmalıdır. Dinimiz varlık içerisinde yokmuş gibi yaşamayı uygun
görmez. Allah verdiği nimeti yerli yerinde israf etmeden kullanmamızı
emretmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Sizden biri bolluğa erişirse iş
elbisesinden başka bir de Cuma elbisesi edinirse üzerine bir vebal yoktur.”
buyurmuştur. (Ebu Davud, Salat 219)
Rasulullah (s.a.v.) şu iki kıyafeti
yasakladı:
- Çok yüksek kıyafet
- Çok düşük kıyafet
Kılık ve kıyafet konusunda batılı tarza
geçerken bazı devrimci kafaların düşüncesi şuydu:
Eski olan, eskiden kalmış bulunan
her nazariye, her kaide ve metot çirkindir. Öyleyse ilerlemeye manidir. Bu gibi
unsurları cemiyet hayatından atmadıkça ilerleme mümkün değildir.
İnsan üzerinde ilerlemenin görüntüleri de
ceket, pantolon, fötr şapka, kravat, kolalı gömlek, bayanlar içinde kısa kollu
gömlek, dizlerde etek, başlarda fötr şapka idi. Tesettürden uzaklaşmak medenî
olmanın ilk sinyalleri sayılıyordu.
Daha sonra bunların yerini daha
modern kabul edilen Avrupaî giysiler aldı ve bunlar ithal edilerek yaygınlaşması
sağlandı. Kamusal alanda başı ve baldırı açık giysiler şart koşuldu. Çarşaflı
öğretmenler modern giysilerle öğretmenlik yapmaya başladılar. Erkekler sakal ve
bıyıklarını kestiler. Kolalı ve ütülü elbiselerle gezmeye başladılar.
Modernite bir rüzgar gibi ülkenin her
yerini sardı. Etkilenmeyen kalmadı. Bazen cebri bazen de gönüllü uygulamalar
göze çarpmaktadır. Devlet dairelerinde görev almak isteyenlere belirli şartlara
uyma zorunluluğu getirildi. Parayı ve makamı tercih edenler hizmet adı altında
heva ve heveslerine uydular, açılıp saçıldılar. Tercih etmeyen ama insanlara
faydalı olmayı arzu edenler bireysel faaliyetler yapmakla yetindiler. Kılık ve
kıyafetlerinden taviz vermediler. Bu geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam
etmektedir. Oysa ki kılık ve kıyafet çok önemlidir. Öyle zamanlar olmuş ki
erkeklerin giydiği yakasız gömlek kefene benzetilmiş, insanlar ölümü düşünmeye
sevkedilmişler. Gömlek yakaları hilale benzetilmiş, hilal İslamî düşüncede
birliği temsil ettiği için Allah inancını kuvvetlendirmiştir. Ayrıca gömlek
yakası bitişince Kur’an harflerinden he(Ω) harfi oluşmuş, he harfi Allah’ı
temsil ettiği için tercih konusu edilmiş. Bu ve buna benzer inançlar giysilere
kadar indirgenmiştir.
Hristiyan aleminde 3’lü inanç hakim olduğu
için üçgen oluşturan tarzlar mimaride olduğu gibi elbise modellerinde de tercih
edilmiştir. Gömleklerin sivri uçları, ceketlerin yaka ve etek uçları üçgen
şeklinde yapılmıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yahudi ve
hristiyanlara benzemek hususunda ciddi uyarılarda bulunmuştur.
“Bizimle müşrikler arasındaki fark,
kalansüve üzerindeki sarıklardır.” buyurmuştur.
Kalansüve sarık sarmaya uygun
başlıktır.
“Kim şöhret elbisesi giyerse, Allah ona
zillet elbisesi giydirir.”
Buradaki şöhret elbisesi insanlara caka
satmak, insanları küçük görmek, horlamak, büyüklenmek kastıyla özel
süslemelerle dikilen ve giyilen elbisedir.
İslam’ın emirleri âlemşumüldür, kıyamete
kadar geçerlidir.
“Mü’min kadınlara söyle; gözlerini
sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, zinetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen
kısmı müstesna (eller ve yüz), başörtülerini yakalarının üstüne
koysunlar.” (Nur 31)
“Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve
mü’minlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu
onların tanınıp, eza edilmemelerine daha uygundur. Allah çok yarlığayıcıdır,
çok esirgeyicidir.” (Ahzab 59)
Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı gibi
hangi zamanda ve konumda olursak olalım erkek veya kadın müslümanlar tesettüre
uymak zorundadır. Uygulama konusunda da dikkat edilmesi gereken husus tesettürün
Kur’an ve sünnet ölçülerine uygun olmasıdır.
Günümüzde müslüman erkek ve kadınların pek
çoğu tesettüre uymamaktadır. Ne yazık ki, caddelerde, sokaklarda televizyon
ekranlarında gördüklerimiz bizleri hayrete düşürmektedir. Bazen insan şunu
demeyi bile düşünüyor; “başını aç da başörtülülere laf söyletme!”
Yine bakıyorsunuz kadınlar gibi süslenen
erkekler. Ani karşılaşmalarda bayan sanıyorsunuz. Bu konuda Allah’ın Rasulü:
“Allah, erkeklere benzeyen
kadınlara, kadınlara benzeyen erkeklere lanet etsin” buyurmuştur.
Ölçü gayet net. Erkek erkekçe
giyinecek, kadın da tesettüre uygun kadınca giyinecek. Giyinmeden maksat
tesettürdür. Nice giyindiğini zannedenler var ki çıplaktır. Seçilen giysiler
erkek veya kadın vücut hatlarını belli etmeyecek ve göstermeyecek şekilde
olmalıdır.
İslam ve modernite konusunda bilhassa
kadın giysileri daha çok dikkat çekmektedir. Son zamanlarda iyiden iyiye
belirgin, güya mesture diye adlandırılan giysiler, deniz giysileri, mankenler
vasıtasıyla müslüman hanımlara teşhir edilmektedir. Üretici firma sahiplerine
bakılırsa hizmet kastıyla bu yollara başvurduklarını söylüyorlar. Bence asıl
gaye paradır. İslamî duyguları ve düşünceleri sömürüdür. Çünkü fiyatları,
duyduğunuz zaman dudak uçuklatacak kadar pahalıdır. Bir de ünlü insanların
hanımları envai çeşit elbiseler giyerler de televizyon ekranlarında arz-ı endam
ederlerse Anadolu’da bunun muhakkak yansıması olur ve maalesef bu yansıma da
İslam zaviyesinden sağlıklı bir yansıma değildir.
Sade kabul ettiğimiz çarşaf giyenler de
moderniteden etkilenmektedir. Çarşafın renkleri, kalitesi, dikim evi ona uygun
bayan çantası ve tabii ki ayakkabısı. Bütün bunlar bize gösteriyor ki modernite
rüzgarına kapılmayan yok.
Son zamanlarda ise bazı İslamî
hassasiyeti olduğu sanılan televizyon kanalları da buna iyiden iyiye katkıda
bulundu. Çünkü kuruluşunda katkıları bulunan muhafazakar kesim özlemle beklediği
televizyona kavuşmuştu. Öndekiler doğrudur duygusuna kapıldı. O televizyon
kanallarında çıkan sanatçılar örnek alınır hale geldi. Anadolu seyircisi diğer
televizyonlarda yayınlanan programları eleştirirken kendisinden zannettiği
televizyondaki programları ve dizileri seve seve seyreder hale geldi. Yıllar
önce müstehcen kabul edilen yerli filmler sabah saatlerinde kaçırılmayan diziler
oldu. Reklam filmlerinin pek çoğu müstehcen sahneler içeriyor.
Sonuç olarak Allah Rasulü’nün
hanımları, kızları ve kadın sahabilerin hassasiyetleri dikkate alınmalı,
kadınımız ve erkeğimiz tesettürü özüyle birlikte benimsemelidir.
Peygamber Efendimizin dediği gibi, başka
kavimlere benzemeden kendi kültürümüzle kendi kumaş ve motiflerimizle
başkalarının dikkatini celp etmeden, Allah ve Rasulü’nün hoşuna gidecek,
rızalarını kazanacak giysileri tercih etmeliyiz. Kılık ve kıyafetimizi ona göre
uyarlamalıyız. Çünkü;
“Kim bir kavme benzemek isterse o
ondandır.” buyuruyor Allah Rasulü.
Ne mutlu, O’nu ve hâlini örnek alanlara.
Konumuzu kadın bir sahabiyeden alınan anekdotla noktalayalım.
Ümmü Hallat (r.a.) İslam saflarında
çarpışarak şehit olan oğlundan haber almak için örtülerine bürünmüş olarak ve
hiçbir şey olmamış gibi sakin sakin vakarla Rasulullah (s.a.v.)’in yanına
geldiğinde onu bu halde gören oradaki sahabilerden biri :
“Ölen oğlundan haber almaya böyle
örtülerine bürünmüş olarak, üstüne başını yırtmadan mı geldin” demiş.
Bu soruya karşı Ümmü Hallat r.anha’nın
cevabı müslüman bir hanıma yakışır şekilde olmuş:
“Oğlumu kaybettiysem hayamı da
kaybetmedim ya” (Ebu Davud) |